Çanakkaleli Ülkücüler iftar’da buluştu, ülkü ocakları , ülkücüler , ülkücü

Çanakkale ülkü ocakları’nın kepez uygulama otelinde düzenlemiş olduğu iftar yemeğine MHP il başkanı , ilçe başkanı , belediye meclis üyeleri, Sendika, Vakıf ve Sivil Toplum Kuruluşlarının Şube Başkanları ve Temsilcileri
,ocak yönetimi ve çok sayıda
ülkücü katıldı. Gecede bir konuşma yapan Çanakkale ülkü ocakları il başkanı Emrullah TÖREN şunları söyledi;
Değerli dava arkadaşlarım,
Son günlerde başta iktidar olmak üzere, tüm MHP düşmanları tarafından Ülkücü Hareket’e olan saldırılar büyük düzeye ulaşmıştır. Bunlar, her zaman olduğu gibi yine olayları çarpıtarak halkı kandırma politikasına son hızla devam etmektedirler. Açılım adı altında ülkeyi kamplaşma ve çatışma ortamına çekmeye çalıştıkları şu son günlerde on yıl önceki bir idam meselesini yandaş medya aracılığı ile yine çarpıtarak anlatmaya başladılar.
Abdullah ÖCALAN canisi, söylendiği gibi MHP iktidar ortağı iken Türkiye’ye getirilmedi. DSP azınlık hükümeti döneminde getirildi. Bunun tek sebebi ise iktidara yürüyen Milliyetçi Hareketin oyunu azaltmak ve 1.Parti olmasını engellemekti. Nitekim ki başarılı da oldular.25 Haziran 1999’da terörist başı, TCK’nın 125.maddesine göre ölüm cezası ile cezalandırılmış ve 25 Kasım 1999’da Yargıtay 9.Ceza Dairesi idam cezasını oy birliğiyle onaylamıştır. Ve bunun ardından bölücü başı 25 Kasım 1999’da AİHM’ e başvurmuştur. AİHM, 30 Kasım 1999 tarihinde başvurunun incelemeye alındığını ve “ İnsan Hakları Mahkemesi, sözleşme hükümlerine göre başvuranın şikâyetinin kabul edilebilirliğini ve esasını etkin bir biçimde sonuçlandırana kadar idam cezasının infaz edilmemesi gerektiğini” belirtmiştir.
12 Ocak 2000 tarihinde Bülent ECEVİT, Devlet BAHÇELİ, Mesut YILMAZ’ın yaptığı ve yaklaşık 7,5 saat süren toplantıda idamın kalkması konusunda Devlet BAHÇELİ’yi ikna etmeye çalışmışlar ama başaramamışlardır. İşte bu toplantı sonucunda; o her yerde gösterilen altında Devlet BAHÇELİ’nin imzası olan belgenin en altında, Devlet BAHÇELİ’nin zoruyla idam cezasının ne olursa olsun meclise getirilmesi için koyulmuş “AİHM kararının beklendiği bu süreçte PKK’nın herhangi bir terör eyleminde bulunması halinde ise AİHM kararını beklemeden idamın meclise getirileceği” ibaresi bulunmaktadır. Bilindiği gibi Türkiye, AİHM’in yargı yetkisini kabul etmiştir.
Peki, kim kabul etti bu AİHM yargı yetkisini? AİHM yargı yetkisini, bugün tek derdi Milliyetçi Hareket’e çamur atmak olan bu zihniyet kabul etmiştir.1997 Refah-Yol Hükümeti, İnsan Hakları Sözleşmesinin 11 no’lu protokolünü imzalayarak kabul etmiştir.1997 yılında kabul edilen bu protokolle AİHM yargı yetkisini daimi olarak bu zihniyet kabul etmiştir. Bu protokol sonucu bölücü başı mahkemeye başvuru hakkı elde etmiştir.
Bu süreç devam ederken, 117 Vekilli MHP grubunun “Ret” oyu kullandığı “1 Ağustos 2002” tarihli olağan üstü toplantıda “Gökkuşağı Koalisyonu” nun “Evet” oylarıyla idam cezası yasalarımızdan çıkarılmıştır. AKP’nin de TBMM’de 53 Milletvekili ile yer aldığı toplantıda Milletvekili olmayan ERDOĞAN’ın Genel Başkan sıfatıyla misafir locasında izlediği AKP Grubu “Evet” oyu kullanmıştır. O gün idamın kaldırılması için evet oyu kullananlardan birisi bugün Cumhurbaşkanı, birisi Meclis Başkanı, birçoğu da Bakandır.
1991 Yılında Refah Partisi İl Başkanı iken, kapatılan HADEP’in Genel Başkan Yardımcısı Mehmet METİNER’e PKK’nın talepleri ile örtüşen “Kürt sorunu” başlıklı raporu hazırlatan,10 Haziran 2002 tarihinde Hürriyet Gazetesine verdiği demeçte “Türkiye artık AB’nin kenar mahallesi olmaktan kurtarılmalı. İdam cezası tamamen kalkmalı. Bunun için Hükümete destek vermeye hazırız. MHP’nin çekilmesi durumunda da DSP-ANAP Koalisyonuna destek vermeye hazırız” diyen, Avustralya’nın SBS Radyosunda katıldığı günümüzde ses kaydının da mevcut olduğu programda “ Sayın ÖCALAN, düşüncelerinin değil, almış olduğu kellelerin hesabını veriyor” diyen bir Recep Tayyip ERDOĞAN’dan tabiî ki Abdullah ÖCALAN’ın asılmasını canı gönülden istemesi beklenemez. Onların işi her zamanki gibi olayları çarpıtarak MHP düşmanlığını körüklemektir. Bunları en iyi ifade eden Atasözü; “Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır” Atasözüdür. AİHM yargı yetkisi protokolünü kendileri kabul etmelerine, idam cezasının kaldırılmasında evet oyu verenin kendileri olmalarına rağmen bunu Milliyetçi Hareketin üzerine yıkmaya çalışmaları, siyasi becerilerini(!) ve olayları çarpıtma kabiliyetlerini bize bir kez daha gösteriyor.
MHP Lideri Sayın Devlet BAHÇELİ’nin bu açılım safsatasına neden bu kadar şiddetle karşı çıktığını ve bu süreç içerisinde kesinlikle bulunmayacağını açıklamasını Başbakan, her ne kadar uzlaşma karşıtı bir tavır olarak değerlendirse de herkes ilerde neden bu kadar büyük tepki gösterdiğini anlayacak. Anlayacak anlamasına da iş işten geçmiş olacak. MHP Lideri, uzlaşma kültürünü Başbakan’dan öğrenecek değil. Biz Başbakan’ın uzlaşma anlayışını Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Meclis Başkanlığı seçimleri ve bunlar gibi birçok durumda Milletvekillerine boş kâğıt imzalattırmasıyla gördük.
Değerli dava arkadaşlarım,
Ülkemiz, adına önce “ Kürt Açılımı” sonra aman bu olmadı “ Demokratik Açılım” olsun denilen ve kamplaşma-çatışma ortamının tohumlarını ilk günden atmış olan bu süreçten geçerken hiç şüphesiz en büyük görev Türk Milleti’nin sigortası olan Ülkücü Harekete düşmektedir. Ülkücü Hareket mensupları olarak, ilerde oluşması muhtemel ayrışma ortamına karşı halkımızı bilinçlendirmek ve karşılaşılması olası tehlikeler konusunda onları uyarmak kuşkusuz en önemli görevimizdir. Ülkemizin geçirdiği bu sıkıntılı süreçte, Ülkücü Harekette iç çekişme ve ayrılık ortamı yaratmanın vebali de çok ağırdır. Bugün, bize kendi içimizdeki eski sorunları ve tartışmaları unutup, tek vücut halinde teşkilat başkanlarının yanında olmak düşer.
Türk Tarihinin en önemli zaferlerinden ve dönüm noktalarından birisi olan Malazgirt Zaferi’nin 938.Yıldönümü kutlarım. Bu önemli günün Türk Milleti’nin artık titreyip kendine dönmesine vesile olmasını dilerken Mehmet Akif’in günümüzdeki durumu çok güzel izah eden şu güzel kıtasıyla veda ediyorum.










Yorum Yap